GENEL

HAK-İŞ üyeleri, Sumud aktivistleri Arslan ve Zengin'i karşıladı

- HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan: - 'İşkence gördük, hakaret gördük. Bir insana yapılmaması gereken her şeyi yaptılar. Sineye çektik Gazze için, Filistin için' - HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin: - 'Hapishaneye götürdüler, sabaha kadar eziyet ettiler, defaatle sürüklediler'

ANKARA (AA) - İsrail'in uluslararası sularda alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu aktivistlerinden HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, 'İşkence gördük. Hakaret gördük. Bir insana yapılmaması gereken her şeyi yaptılar. Sineye çektik Gazze için, Filistin için.' dedi.

İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ambargoyu kırmak için sivil toplum kuruluşları, aktivistler ve gönüllülerce oluşturulan Küresel Sumud Filosu'na katılan, İsrail güçleri tarafından diğer aktivistlerle birlikte alıkonulan ve dün Türkiye'ye getirilen HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan ile HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin için konfederasyon binası önünde karşılama töreni düzenlendi.

Arslan, burada yaptığı konuşmada, İsrail güçlerinin Sumud aktivistlerine her şeyi planlayarak yaptığını belirterek, Sumud'un, İsrail için 'büyük bir baş belası' olduğunu söyledi.

Sumud girişiminin Filistin davasına sağladığı katkıya işaret eden Arslan, Sumud misyonunun bir eylem hareketi değil, bir tepki ve karşı duruş hareketinin sessiz tarafı olduğunu dile getirdi.

Arslan, filoya 'HAK-İŞ Genel Başkanı' olarak değil 'aktivist' olarak katıldığını belirterek, 'İşkence gördük, hakaret gördük. Bir insana yapılmaması gereken her şeyi yaptılar. Sineye çektik Gazze için, Filistin için. Bu dert bizim derdimiz dediğimiz için oradayız.' ifadesini kullandı.

Sumud filoları devam ettiği sürece İsrail'in sonunun adım adım geldiğini vurgulayan Arslan, 'Henüz daha Gazze'ye gidemedik. Yardımları götüremedik. Hala insani yardımlar yeterince gitmiyor. Ama inanın Sumud her seferinde büyük bir değişimi, büyük bir yenilenmeyi, büyük bir başarı hikayesini yazmaya devam ediyor.' diye konuştu.

Arslan, Gazze için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini ifade ederek, 'Eğer Gazze tamamen düşerse, biliniz İstanbul düşer. Bu siyonist katillerin esas hedefi Türkiye. O yüzden Gazze'nin düşmemesi gerekiyor. Filistin'in özgür olması gerekiyor. Bu katil devletin bir şekilde tasfiye edilmesi gerekiyor.' dedi.

Türkiye'ye getirilme sürecine değinen Arslan, 'Dün nereye gittiğimizi bilmiyorduk. Yaklaşık 4 saat... 'Mahkemeye mi gidiyoruz' derken, havalimanına girdik. Evet, ilk gördüğümüz 3 tane Türk Hava Yolları uçağıydı. Yanında da 20 tane Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin uçakları vardı. Türk Hava Yolları'nı görünce hepimiz gururlandık. Sayın Cumhurbaşkanı'mıza, Türk Hava Yolları'na buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz.' ifadesini kullandı.

Arslan, 'Bütün dünyanın tanıdığı bağımsız, özgür, başkenti Kudüs olan bir Filistin Devleti'ni Rabb'im sağlığımızda görmemizi nasip etsin. Onu kurana kadar, onu oluşturana kadar mücadelemizi de eksiksiz devam ettireceğiz.' dedi.

- ''Free Palestine' dedik ve bunun için kurşun yağmuruna tutulduk'

HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin de yaklaşık 40 gün önce İtalya'dan Sumud filosuyla Gazze'ye yola çıktıklarını belirterek, bu süreçte sabrın önemini anladığını söyledi.

İsrail güçlerinin ele geçirdiği ilk geminin kendisinin de yer aldığı gemi olduğunu dile getiren Zengin, şöyle devam etti:

'Sonra donanma gemisine götürdüler. Hapishaneye attılar. Etrafı tel örgülerle çevriliydi. 250 kişiyi dar bir alana koydular. Önce ilk yakalanan olduğumuz için bize iyi davrandılar. Üstümüzden sadece montumuzu aldılar. Diğer kıyafetlerimiz kaldı. Devamında gelen bütün arkadaşları soymuşlardı. Sadece atletle gönderdiler. Çünkü soğuktan donmamızı, sıcaktan yanmamızı istiyorlardı. Bulunduğumuz yerde 250 kişiye çok az tuvalet vardı ve tuvaletlerin bir gideri yoktu. Bir süre sonra zaten inanılmaz koku sarmaya başladı. Sonrasında aralıklarla bize idrarlı suları konteynerlerin altından bizim bulunduğumuz alana vermeye başladılar. Sonrasında 'Free Palestine' dedik ve bunun için kurşun yağmuruna tutulduk. Fransız bir bayan arkadaşımız bacağından yaralandı ve onu götürdüler. Sonrasında biz onun hayatından şüphe ederek eylem yaptık, 'Onu görmek istiyoruz' dedik. Sonra bir doktor arkadaşımız gidip kendisini kontrol etti. Sonra bizi tekrar kurşun yağmuruna tuttular. 4 arkadaşımız yaralandı. Dışarıdan birinin sesini duyduk. Çok eziyet ediyorlardı. 'Ona eziyet etmeyin' dediğimiz için bizi tekrar kurşun yağmuruna tuttular.'

2 kadın İsrail polisinin kendisini darbettiğini söyleyen Zengin, 'Bir hanımefendi, 'İsrail'e neden geldin?' dedi. Ben de 'İsrail'e gelmedim, Filistin'e geldim' dedim. 'Burası neresi?' dedi. 'Filistin' dedim. Kelepçemi tutup enseme götürdü. Saçımdan tutarak İsrail bayrağını gösterdi. 'Burası İsrail' dedi. Sonra sürekli şiddet uygulamaya başladı. Bütün polislere beni anlattı. Bu, 'Burası Filistin dedi' demeye başladı. Sonrasında defaatle erkek polisler dövdü.' diye konuştu.

Zengin, İsrailli güvenlik güçlerinin başörtüsü kullanan kadınlara karşı aşırı kin beslediklerini belirterek, 'Bütün başörtülü arkadaşlarımın başörtüsünü attılar. Atletimden başörtüsü yaptım. Onu da söküp attılar. Plastik kelepçeyi söktüler, demir kelepçe bağladılar. Ayaklarıma prangalar vurdular. Tüm arkadaşlarıma aynı şeyi yaptılar. Sonra bizi hapishaneye götürdüler, sabaha kadar eziyet ettiler, defaatle sürüklediler.' dedi.