İSTANBUL (AA) - ASYA SETİNAY KARAGÜL - Kukla ve gölge oyunu sanatçısı Aytuğ Çelik, 'Kukla sanatı, bugün çağdaş tiyatroda, performans sanatında, sinemada ve dijital anlatılarda hala çok güçlü bir ifade aracı.' dedi.
Çelik, Milletlerarası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği (UNIMA) tarafından 2003 yılında kutlanan bir uluslararası gün olan 21 Mart 'Dünya Kukla Günü' vesilesiyle AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türk kukla sanatının dünü, bugünü ve geleceğine dair değerlendirmelerde bulundu.
Kukla sanatının sadece çocuklara yönelik bir eğlence olmadığını belirterek, 'Aslında çok yönlü ve köklü bir performans geleneği. Dünya Kukla Günü de bunu hatırlamamız için bir vesile. Kukla sanatı, bugün çağdaş tiyatroda, performans sanatında, sinemada ve dijital anlatılarda hala çok güçlü bir ifade aracı. Bu nedenle bugünü geçmişe nostaljik bir bakıştan ziyade geleneksel kukla formlarının güncel sanat pratikleriyle yeniden ilişkilendirilebilmesi için bir düşünme fırsatı olarak görüyorum.' diye konuştu.
- 'Uluslararası kukla çevrelerinde Karagöz oldukça tanınıyor'
Çelik, Türk kukla ve gölge oyunu geleneğinin kukla tarihinde önemli damarlardan biri olduğuna işaret ederek, Karagöz'ün hem estetik dili hem de doğaçlama dramaturjisiyle uluslararası araştırmalarda sıkça referans verilen bir form olduğunu aktardı.
Türk gölge oyunu geleneğinin bu topraklarda 500 yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu söyleyen Çelik, şöyle devam etti:
'Uluslararası kukla çevrelerinde Karagöz oldukça tanınıyor. Fakat maalesef Türkiye'de bu geleneğin üretim alanı oldukça daralmış durumda. Seyir ve beğeni kültüründen bahsetmiyorum. Ünver Oral hocanın yanılmıyorsam 30-35 yıl önceki bir yazısında şöyle bir ifade var: 'Bugün en büyük problem, sanatçıların sayısının artması.' Sanatçı sayısının artması ne gibi bir problem teşkil edebilir diye düşünebilirsiniz. Burada ehliyetsizlik meselesi ön plana çıkıyor.'
- 'Karagöz'ümüzü yaşayan bir performans biçimi olarak ele almamız gerekiyor'
Aytuğ Çelik, kukla ve gölge oyununda Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Bulgaristan gibi ülkelerde geleneksel formların 'Black Light' gibi farklı tekniklerle harmanlandığı bilgisini verdi.
Türkiye'de bu tür denemelerin sürdürülebilir olmadığına dikkati çeken sanatçı, 'Aynı teknik üzerinden defaten farklı tiyatrolar, hatta zaman zaman Devlet Tiyatrosu ve çeşitli illerin Şehir Tiyatroları, denemeler yaptılar ama sürdürülebilirlik noktasında maalesef etkili olamadılar. Bizim de bu noktada hem kukla geleneklerimizi hem de Karagöz'ümüzü sadece bir müze değeri olarak değil, yaşayan bir performans biçimi olarak ele almamız gerekiyor.' görüşlerini paylaştı.
- 'Karagöz'ün bize ihtiyacı yok, bizim Karagöz'e ihtiyacımız var'
Çelik, geleneksel Türk kuklasına ilginin yüksek olduğunu dile getirerek, bu ilginin kurumsal bir ehliyetle taçlandırılmasının da kritik olduğunu vurguladı.
Bugün gençlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNIMA Türkiye, Karagöz Derneği ve dijital arşivler gibi çoklu kaynaklardan beslenebildiğini söyleyen Çelik, kukla eğitiminde usta-çırak ilişkisinin yeterli olmadığı yorumunu yaparak, 'Daha büyük bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. O da akademi üzerinden olabilecek bir model. Bir eğitim modeli ve denetim mekanizmasının son derece zaruri bir hale geldiğini, hatta geç kalmak üzere olduğumuzu düşünüyorum.' dedi.
Aytuğ Çelik, Karagöz'ün Türkiye'de herkes tarafından bilindiğini söyleyerek, 'Karagöz hepimizden eski. Bu toprakların, Türk kültürünün bir ürünü. Diğer geleneksel kodlarımız gibi bizim genlerimize işlemiş vaziyette. Bana, 'bir geleneği ayakta tutuyorsunuz' diyorlar. Öyle bir şey yapmıyorum. Karagöz beni, kendini ayakta tutuyor. Karagöz'ün bize ihtiyacı yok. Bu topraklardaki köklü geçmişi karşısında bizim Karagöz'e ihtiyacımız var.' açıklamasında bulundu.
Geleneksel sanatların sadece büyükşehirlerde sıkışıp kalmasının sanata erişimi imkansız hale getirdiğine işaret eden Çelik, 'Ben Ispartalıyım, Isparta'da yaşadığım 20 sene boyunca bir kez bile Karagöz izleyemedim. 30 yaşıma kadar neredeyse 2-3 Karagöz izlemiştim. Ama bu bizim kültürel bir unsurumuz, geleneğimiz. Isparta'da, İzmir'de, İstanbul'da gençliği geçmiş biri olarak bu sanatın benim için daha ulaşılabilir olması gerektiğini düşünüyorum.' ifadelerini kullandı.
- 'Mesele geleneği birebir tekrarlamak değil'
Çelik, konservatuvardaki eğitim sürecinde incelediği Batı klasikleriyle Karagöz arasında bir benzerlik kurduğunu, William Shakespeare'i 500 yıldır ayakta tutan sırrın insanın derinlerinde yatan ilkel güdüler olduğunu söyleyerek, şunları anlattı:
'Karagöz de benzer bir damardan besleniyor. Shakespeare oyunlarının her birinin özüne baktığınız zaman orada Hristiyanlıkta yedi büyük günah olarak belirlenen o ilkel güdülerin olduğunu görürsünüz. Karagöz oyunlarında da bu durum böyle. Toplumun herhangi bir döneminde, bu Osmanlı da olabilir Selçuklu da olabilir günümüzde de olabilir, toplumsal gerilimleri ifade eden bir noktası var.'
Karakterlerin temsil ettiği sosyolojik zeminleri analiz eden Çelik, 'Karagöz'e baktığımızda bir halk adamı görüyoruz. İtirazını kolaylıkla dile getirebiliyor, kuralları zorlayan bir tavrı var. Hacivat ise düzenin toplumsal statü bakımından üst noktada bulunanları temsil ediyor. Burada Karagöz gibi halk adamına karşı yapılan onun diline onun tavrına onun hayata bakışına karşı küçümseyici tavrı olan bir statüden bahsediyoruz.' dedi.
Çelik, Karagöz oyununun evrensel bir gözleme dayandığı için bugünün izleyicisiyle halen bağ kurduğunu dile getirererek, sözlerini şöyle tamamladı:
'Karagöz sahnede bugünün dilini, meselelerini, deneyimini hala yakalayabiliyorsa Karagöz hala yaşıyor yaşamaya da devam edecek. Bizler zamanı gelince ebediyete irtihal eyleyeceğiz. Ama Karagöz ebediyete kadar varlığını sürdürecektir diye düşünüyorum. Bence mesele geleneği birebir tekrarlamak değil, bu noktada o geleneğin mizahı, mantığı ve eleştirel bakışı içinde geleneği bugüne taşıyabilmek.'