İstanbul

Selma Rıza'nın 'Uhuvvet' eserinin hikayesi, gün yüzüne çıktığı Atatürk Kitaplığı'nda konuşuldu

- Çevirmen Nebahat Yusoğlu: - 'Atatürk Kitaplığı'nda bulduğum defterlerin arasından bir mektup çıktı. Selma Hanım kendisine o mektupta, 'Bu millet ve insanlık için ne yaptın?' diye soruyordu. Bunu okuyunca bir kadın yazarın tekrar canlanması gerektiğini düşündüm ve eseri yayınlamaya karar verdim' - Doç. Dr. Fatih Altuğ: - '1895 ile 1900 yılları arasında 15 kadın yazarın romanlarının yayınlandığını biliyoruz. Bu açıdan Selma Rıza'nın romanı, kadın yazarlığı açısından dönüm noktası denilebilecek bir zaman diliminde ortaya çıkmış bir eserdir'

İSTANBUL (AA) - Kadın bir yazar tarafından kaleme alınan ilk Türkçe romanlardan olan 'Uhuvvet'in ortaya çıkış hikayesinin anlatıldığı '1896'dan 2026'ya Atatürk Kitaplığı Arşivinden Gün Yüzüne: Uhuvvet' başlıklı söyleşi, Atatürk Kitaplığı'nda gerçekleştirildi.

Selma Rıza'nın el yazısı metninden çevrilerek İletişim Yayınları tarafından okurlarla buluşturulan çalışmanın serüveni, çevirmen Nebahat Yusoğlu ile kitabın yayına hazırlanmasına katkı sunan Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Altuğ'un konuk olduğu etkinlikte ele alındı.

Etkinliği yöneten İzzet Umut Çelik, Atatürk Kitaplığı'nın 1924 yılında faaliyete geçtiğini, kitaplıktaki koleksiyonun ise 1928 yılına dayandığını söyledi.

- 'Selma Rıza'nın romanı daha önce yayınlanmıştı'

Atatürk Kitaplığı'nın tarihinin, Cumhuriyet'in bir hikayesi olarak okunabileceğini dile getiren Çelik, 'Atatürk Kitaplığı bir yandan modernleşme tarihimizin de bir yansımasıdır. Üzerine konuşacağımız eserin bu koleksiyonun içinde bulunması oldukça kıymetli. Bu çalışma bir anlamda Atatürk Kitaplığı'nın veri tabanında yapılan arkeolojik bir kazıdır.' dedi.

Metnin çevirisini yapan Nebahat Yusoğlu, edebiyatın kendisi için ifade ettiği anlama değinerek, en büyük arzularından birisinin yazma eserleri keşfetmek olduğunu söyledi.

Geçmişle geleceği birleştirmenin hafızanın devamlılığı açısından önemine dikkati çeken Yusoğlu, 'Tabii burada karşımıza bir alfabe problemi çıkıyor. Böyle bir atmosferde Selma Rıza'nın iki defterine denk geldim. Biraz araştırınca eserin 1999'da çevrilerek yayınlanmış olduğunu fark ettim ve doğrusu buna çok üzüldüm. Aynı akşam Fatih Altuğ ile konuştum ve ona süreçten bahsettim. O da bana çevirisi yapılan metnin, ana nüshanın sadeleştirilmiş bir versiyonu olduğunu söyledi. Kısacası Selma Rıza'nın romanı daha önce sadeleştirilmiş olarak yayınlanmıştı. Fatih bana bilgileri verdi ve beni bu çeviriyi yapmaya teşvik etti.' ifadelerini kullandı.

Yusoğlu, kendisi için bir eserdeki en büyük unsurun üslup olduğunun altını çizerek, 'Metnin sadeleştirilerek yayınlanması bu açıdan benim için korkunç bir durumdu. Çünkü üslup bir eser için her şeydir. Sadeleştirilmiş bir metinde ise üslup neredeyse tamamen ortadan kalkmış olmaktadır. Bütün bunları düşününce çevirinin başlarında oldukça temkinliydim. Bunun nedeni ise metni kendi ruhuna sadık kalarak okuyucuya sunabilmekti. Bu noktada Fatih Altuğ'un bana çok önemli bir desteği oldu.' şeklinde konuştu.

- 'Aslının kaybolması korkusuyla ikinci bir metin yazmıştı'

Yusoğlu, çalışmayla ilgili en önemli meselenin, Atatürk Kitaplığı'nda bulunan nüshayla sadeleştirilmiş metin arasındaki farklar olduğunu belirterek, şunları aktardı:

'1999 yılındaki çeviri Nebil Fazıl Alsan tarafından yapılmıştı. Selma Rıza aslının kaybolması korkusuyla ikinci bir metin yazmıştı. Kısacası karşımızda eserinin kaybolmasını istemeyen bir kadın var. Bu da bizim için çok kıymetliydi. Atatürk Kitaplığı'nda bulduğum defterlerin arasından bir mektup çıktı. Bu, Selma Rıza'nın 1896 yılbaşı gecesinde kendisine yazdığı bir mektuptu. Ben onu hep kendime yazılmış bir mektup olarak okudum çünkü Selma Hanım kendisine o mektupta, 'Bu millet ve insanlık için ne yaptın?' diye soruyordu. Bunu okuyunca bir kadın yazarın tekrar canlanması gerektiğini düşündüm ve eseri yayınlamaya karar verdim.'

Doç. Dr. Fatih Altuğ ise Selma Rıza'nın Atatürk Kitaplığı'nda bulunan romanıyla 1999 yılında Kültür Bakanlığı tarafından basılan metin arasında oldukça önemli farklar olduğunu söyledi.

Bu durumun eser için önemine dikkati çeken Altuğ, 'Selma Hanım'ın ilk yazdığı metin, çeviriyi yapan Nebil Fazıl Alsan tarafından alınmış. Alsan bir yangında vefat etmiş ve ne yazık ki o yangınla birlikte Alsan'ın elindeki nüsha da ortadan kaybolmuş. Bizim elimizdeki nüsha, Selma Rıza'nın, 'Eserim kaybolur' diyerek daha sonra tekrar yazdığı nüsha. Bu açıdan karşımızda aslında iki farklı metin vardı ve bu durum da bizim için oldukça önemliydi.' dedi.

Altuğ, sadeleştirilerek yayınlanan metnin, dönemin üslubunu ve dilini ortaya koymadığının altını çizerek, 'Bu durum, karşımızda yeni bir alan açtı. İkinci metinde, romanın ilk halindeki bazı bölümler Selma Rıza tarafından çıkartılmıştı. Biz de burada 'geriye doğru' bir dil ve üslup bulma çabasına girdik. Yani elimizdeki kayıp nüsha karşımıza, bu metin için yeni bir imkan çıkarmış oldu. Biz de böylece 'geriye doğru bir çeviri' faaliyetine giriştik ve eksik olan kısımları Selma Rıza'nın diline sadık kalmaya çalışarak yeniden oluşturmaya çalıştık.' ifadelerini kullandı.

Selma Rıza'nın romanının, Türk edebiyatı için ifade ettiği anlama dikkati çeken Altuğ, şu bilgileri verdi:

'Türk edebiyatında kadın romancıların ortaya çıkışı asıl olarak 1895 sonrasıdır. Selma Rıza'nın romanı, kadın yazarların ve onların metinlerinin artmaya başladığı bir dönemin ürünüdür. 1895 ile 1900 yılları arasında 15 kadın yazarın romanlarının yayınlandığını biliyoruz. Selma Rıza, 1892'de başladığı metni 1894'te bitiriyor ve ne yazık ki kendisi bu eserin basılmış halini göremiyor. Bu açıdan Selma Rıza'nın romanı, kadın yazarlığı açısından dönüm noktası denilebilecek bir zaman diliminde ortaya çıkmış bir eserdir.'