POLİTİKA

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Yüksel, İsrail'in Filistinli esirleri hedef alan idam yasasını değerlendirdi:

- 'Bu düzenleme işgal hukukunun temel sınırlarını aşmaktadır. İşgalci güç, işgal altındaki topraklarda yalnızca kamu düzenini ve güvenliği sağlamak için geçici ve zorunlu tedbirler alabilir ama egemen devlet gibi kalıcı ve ayrımcı bir ceza rejimi asla ihdas edemez' - 'Türkiye olarak düzenlemeyi skandal ve hukuk dışı bir adım olarak görmekte, en güçlü şekilde de kınamaktayız'

TBMM (AA) - TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, İsrail'in Filistinli esirleri hedef alan idam yasasına ilişkin, 'Bu düzenleme işgal hukukunun temel sınırlarını aşmaktadır. İşgalci güç, işgal altındaki topraklarda yalnızca kamu düzenini ve güvenliği sağlamak için geçici ve zorunlu tedbirler alabilir ama egemen devlet gibi kalıcı ve ayrımcı bir ceza rejimi asla ihdas edemez.' dedi.

Yüksel, Anayasa Komisyonu Üyesi ve AK Parti Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, İsrail Meclisinde (Knesset) kabul edilen Filistinlilere yönelik idam cezası yasasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İsrail'in Gazze'de soykırıma devam ettiğini, Mescid-i Aksa'da ibadet hakkının engellendiğini belirten Yüksel, Gazze'deki cezasızlık ikliminin sınır aşan saldırganlığa dönüştüğünü vurguladı.

Lübnan'daki İsrail saldırılarında Birleşmiş Milletler (BM) personelinin de hedef alındığını hatırlatan Yüksel, Barış Gücü askerlerinin hedef alınmasının savaş suçu niteliği taşıdığını ifade etti.

Filistinlilere yönelik ihlallerin sürdüğünün altını çizen Yüksel, gözaltındaki Filistinlilere de işkencenin devam ettiğini anımsattı.

Yüksel, soykırımın aracı olan işkencenin, Filistinlileri korku altında yaşattığını ve yerleşimci, sömürgeci düzenin ayrılmaz parçası haline geldiğine işaret ederek, şöyle konuştu:

'Sistematik işkence ve cezalandırma düzeni İsrail Parlamentosunda kabul edilen, fiilen yalnızca Filistinlilere uygulanacak şekilde tasarlanan ölüm cezası düzenlemesiyle daha da ağırlaşmıştır. Yaşam hakkını ve adil yargılanma güvencelerini ihlal eden yaklaşım benzer fiilleri işleyen Yahudi İsraillileri kapsam dışında bırakarak ceza hukukunu etnik kimliğe göre farklılaştırmakta ve ayrımcılığı kurumsallaştırmaktadır. Askeri operasyonların dışında bir de hukuki kılıf altında verilecek idam kararlarıyla Filistinlileri yok etme üzerine kurumsallaştırmaktadır. Bu düzenleme işgal hukukunun temel sınırlarını aşmaktadır. İşgalci güç, işgal altındaki topraklarda yalnızca kamu düzenini ve güvenliği sağlamak için geçici ve zorunlu tedbirler alabilir ama egemen devlet gibi kalıcı ve ayrımcı bir ceza rejimi asla ihdas edemez. Ölüm cezası, zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı ceza yasağına açıkça aykırıdır. Türkiye olarak düzenlemeyi skandal ve hukuk dışı bir adım olarak görmekte, en güçlü şekilde de kınamaktayız.'

- 'İnsan hakları yalnızca söylemle değil, siyasi maliyet doğurduğunda da savunulmalıdır'

Avrupa Konseyinin açık hukuk ihlali karşısında yaptırım uygulaması gerektiğini dile getiren Yüksel, düzenlemenin geniş suç mimarisinin ve soykırımın açık uzantısı olduğunu söyledi.

Yüksel, işkence yasağının mutlak ve istisnasız uygulanacağını, savaş ve güvenlik bahanelerinin yasağı meşrulaştıramayacağını vurguladı.

İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanında açılan 'soykırım' davasının sürdüğünü anımsatan Yüksel, İsrail'in karşı cevap dilekçesini sunduğunu, Divan'ın yeni usul takvimini oluşturacağını bildirdi.

İnsan onurunun pazarlık konusu yapılamayacağını, soykırım karşısındaki sessizliğin cezasızlığı büyüteceğini anlatan Yüksel, şunları kaydetti:

'Türkiye olarak hukukun, adaletin, insan onurunun, mazlum sivillerin yanında kararlılıkla durmaya devam ediyoruz. TBMM Hukuk Heyeti ve milli iradenin temsilcileri olarak sistematik işkenceyi, ölüm cezası düzenlemesini ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden uygulamaları en güçlü ifadelerle lanetliyoruz. Adaletin gereği açıktır, hakikat ortaya konulmalı, soykırım ve işkence suçlarına ilişkin İsrailli tüm sorumlular hakkında uluslararası yargı süreçleri daha etkin işletilmeli, yeni yakalama müzekkereleri çıkarılmalı ve mağdurlar için etkili onarım mekanizmaları derhal kurulmalıdır. Cezasızlık bu suçların en büyük güvencesi olmuştur. Bu güvence ortadan kaldırılmadıkça ihlaller devam edecektir. Başta Avrupa devletleri olmak üzere tüm devletlere çağrımız şudur, insan hakları yalnızca söylemle değil, siyasi maliyet doğurduğunda da savunulmalıdır.'