İSTANBUL (AA) - AHMET ESAD ŞANİ - İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde okurken başörtüsü yasağı nedeniyle üniversite kapısından çevrilen yazar Kadriye Alev, yıl dönümünde 28 Şubat'ın toplumsal bellekte bıraktığı izleri anlattı.
Türk siyasi tarihine 'postmodern darbe' olarak geçen 28 Şubat sürecinin toplumda açtığı derin yaralar, yarım kalan hayatlar ve yaşanmışlıklara dair anılar, aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyor.
Okur Kitaplığı'ndan çıkan ve döneme ayna tutan 'Kapı-28 Şubat Romanı' başörtüsü yasağı nedeniyle eğitim ve çalışma hayatında kapının dışında bırakılan kadınların ortak hikayesini odağına alıyor.
Türk dili ve edebiyatı öğretmeni ve yazar Alev, kendi deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı eseriyle o dönemin psikolojik tahribatını gözler önüne seriyor.
Başörtüsü taktığı için kapılardan geri çevrilenlerin hikayesini 'İkbal' karakteri üzerinden işleyen Alev, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde 1995-1997 yıllarında çok güzel bir öğrencilik dönemi geçirdiğini ancak 28 Şubat kararlarından sonra sürecin zorlaştığını söyledi.
Pilot uygulama olarak İstanbul Üniversitesinin seçildiği 1998-1999 eğitim yılında yaşananları anlatan Alev, 'O zaman Kemal Alemdaroğlu rektördü. Onun uhdesinde başörtü yasakları uygulamaya konuldu. Önce kimlik konusunda zorluk çıkardılar. Yeni kimliklerimizi başımızı açmadan vermediler. Ardından ikna odaları süreçleri ve sonrasında başörtüsüyle okula alınmadığımız zamanlar geldi. Ben okula girmedim yani kapıdan içeri girmeyenlerdendim.' dedi.
- 'Bu 'Kapı' İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kapısı'
Kadriye Alev, 28 Şubat'tan kalan ve toplumsal hafızada yaşamaya devam eden pek çok insan hikayesi bulunduğuna değinerek, 'İnsanın geleceğinin birileri tarafından ipotek altına alınması, hayallerinin, hayatlarının, planlarının ve yaşama dair sevinçlerinin yitirilmesi, bunların hepsi aslında bir anda bir kapının üzerine pat diye kapanması gibi. Romanın adı bu sebepten 'Kapı'. Bu 'Kapı' İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kapısı. Yıllarca girip çıktığımız ve bir gün giremediğimiz o kapı. O yüzden (kitabın kapağında) bu kapı görselini kullanmak istedim. Bendeki anlamı çok büyük.' ifadelerini kullandı.
Romanın baş karakteri İkbal'in hikayesinin aslında bir öz yaşam öyküsü olduğunu ve kurguyla gerçeğin birbirine karıştığını aktaran Alev, şunları kaydetti:
'İkbal'in üniversite yıllarından başlayan hayalleriyle 28 Şubat sürecinde önüne set çeken hayalleri ve ondan sonraki yaşama tutunma mücadelesini anlatıyor roman. Bitmiş bir mücadele de değil, hala devam eden bir süreç. İkbal aramızda yaşamaya devam ediyor. Romanın çıkış noktası üniversite kapısıydı, somut bir gerçeklikten hareket ettim. Kurgu ilerledikçe kapı kavramı bir leitmotiv olarak aktı. İkbal ilk önce üniversitenin kapısında bırakıldı ama sonra hayatın dışında bırakıldığı pek çok kapı oldu.'
Çalışmasında salt siyasi bir eleştiriden ve dönemin zamansal çizgisinden ziyade insana odaklandığını vurgulayan Alev, '28 Şubat sürecinde siyasi bir yaptırımın yanında aslında temelde Müslüman bir yaşam şekline dair yaftalama var. Biz Türkiye'de her şeyi bir kenara bıraktığımız zaman bir insan olarak burada ne hissediyoruz ve ne düşünüyoruz? İkbal karakteriyle aslında böyle bir yaraya dikkati çekmeye çalıştım.' diye konuştu.
- '2012'ye kadar başörtüsü hala aşılmaz bir bariyerdi'
Alev, yıllar sonra gelen öğrenci affıyla okula döndüğüne işaret ederek, şu bilgileri verdi:
'Af çıktığı zaman, o günü hiç unutmuyorum, bir hayata yeniden başlıyorsunuz. Çok güzel bir şey bu. Yeniden okula geri alınıyorsunuz. Affedilmek çok zor bir duygu. Ben bir suç işlememiştim. Aftan yararlanarak gitmek de psikolojik olarak çok değişik bir bariyer. Haklarımız geri verildi, görece bir şekilde. Tekrar canhıraş bir şekilde okula devam etmek güzel. Ama bir taraftan öyle zor bir yanı var ki geç kalmışsınız pek çok şeye. Af sürecinden sonra ben tekrardan okula ve iş hayatına devam ettim. Çünkü başörtü çok büyük bir engeldi. Ne olursa olsun uzun yıllar, yaklaşık 2012 yılına kadar kamusal alanda, başörtüsü okullarda hala aşılmaz bir bariyerdi.'
Müslüman kimlikli insanların kamusal hayatta tekrar görünür olmasının ve hayallerine kavuşmasının önemli olduğunu vurgulayan yazar, 'Bizden sonra gelen neslin bu yarayla büyümemesi benim için çok önemli bir şeydi. Bu anlamda en azından kendimden sonraki neslin bu süreçle yaralanmamış olması çok rahatlatıcı bir durum. Ama bizim nesille ilgili söyleyecek olursak, biz bu anlamda hayata gerçekten geç kaldık. Yani bu geç kalınmışlık hissi hiçbir zaman yakanızı bırakmıyor, ne yaparsanız yapın.' değerlendirmesini yaptı.
Alev, 28 Şubat bilincinin bir süreç olarak devam etmesi gerektiğini dile getirerek, şöyle devam etti:
'Sadece 28 Şubat değil Türkiye'de darbe ve darbe girişimi, insan hak ve özgürlüklerine herhangi bir şekilde müdahale edilmesi, bunlarla ilgili bilincin yeni kuşaklara da geçmesi gerekiyor. Ötekileştirme üzerinden kimlik oluşumlarının daim ve kaim kılınmaması gerekiyor. Ben bunları kendi öğrencilerime de zaten söylüyorum. Edebiyat yoluyla 28 Şubat'ın ve sürecinin hikayelerde çok daha fazla kaleme alınmasını temenni ediyorum. Çünkü toplumsal bir olayı, bir durumu kalıcı hale getirmek yani gündemde tutmak istiyorsanız, onun edebiyatını yapacaksınız. Tarihi metinlerde sadece tarihi okuruz ama edebiyat metinlerinde aslında o tarihte ele alınan şeyin sosyolojisini, psikolojisini, bütün travmalarını da görebiliriz. Oradaki bireyi de görebiliriz. İnsanın, toplumun nereden nereye aktığını, kabullerini, bütün bunları edebiyat metinlerinde çok rahatlıkla okuyabiliriz. Edebiyatın bu anlamda yeniden inşa gücü var. O yüzden edebiyatın, kalemin, kelamın gücünden faydalanarak, daha sonraki nesillere bütün bu talihsiz gibi görünen süreçlerden ders alınacak hikayelerin anlatılmasını temenni ediyorum bu gün vesilesiyle.'
Genç kuşağın, 28 Şubat postmodern darbesi ve sonrasında yaşananları edebiyat aracılığıyla daha derinden anlayabileceğine işaret eden Alev, 'Çocuklarımız, bizden sonraki nesiller, 28 Şubat'ta bir öğrencinin başörtüsü yüzünden okula alınmamasını çok saçma buluyor yani buna inanmak istemiyor. İkincisi de bir kişinin başörtüsü yüzünden bu kadar mücadele vermesi de onların gözünde çok fazla bir yerlerde değil. Yani iki taraflı bir aktarım kırıklığı var. Onun için bu hikayelerin özellikle 2000 sonrası doğumlu kuşağa çok ciddi şekilde anlatılması gerektiğini düşünüyorum.' değerlendirmesinde bulundu.
- 'Yeni nesil meselenin gerçekliğine inanamıyor'
Okur Yayın Grubu Genel Yayın Koordinatörü Ünsal Ünlü ise 'Kapı' kitabı kendisine geldiğinde çok heyecanlandığını aktararak, 'Çünkü bu zamana kadar 28 Şubat dönemine dair yayınlanmış çok az eser var. Özellikle edebiyat eserleri çok sınırlı. Bunların da tamamını okudum. 28 Şubat döneminde de basını, medyayı yakından takip etmiş biri olarak böyle bir roman gelmesi beni heyecanlandırdı. Yazarla görüşmem sonrasında kitabın, romanın beklediğimin daha üzerinde olduğunu, hem yazarın kendi hayatının 28 Şubat dönemine dahil olduğunu hem de bir üst kurmacayla bu romanı yazdığını, uzun bir emek verdiğini, bu emek sonrasında da çok harika bir kurguyla iyi bir eser çıktığını ben müşahede ettim. Hızlı bir şekilde kitabın ortaya çıkması için de bütün ekibimizle çalışmalarımızı sürdürdük.' dedi.
Ünlü, 28 Şubat'ta yaşadıklarının bir kabusa benzediğini, siyasi ve sosyal süreçlerin hızla değiştiğini ve toplumun adeta kendi yaşadığını unutacak hale geldiğini belirterek, 'Özellikle yeni nesil, bizim çocuklarımız o dönemi anlattığımızda meseleye gerçekten çok inanamıyor ama biz o dönemleri yaşadık. Başörtüsüyle sokakta dolaşılır mı dolaşılmaz mı tartışmalarının yapıldığı, insanların okullara ve kamuya alınmadığı bir dönemdi 28 Şubat.' ifadelerine yer verdi.
'Kapı'nın iyi kurgulandığına dikkati çeken Ünlü, 'Kadriye Alev Hanım'ın bu güzel eserini mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. Hem kendi neslim, 28 Şubat dönemini yaşayanlar için ki hatırı sayılır bir kitle, hem de yeni neslin o dönemi anlaması, okuması, en azından bilmesi açısından bu kitabı tavsiye ediyorum. Edebi tat açısından da gerçekten kıymetli bir roman. Keyifle okuyacaklarını, birçok yerde elbette üzüleceklerini, hüzünleneceklerini düşünüyorum.' diye konuştu.





